Geçmişe Dönüş, Geleceğe Umut: Avustralya’nın İzinden 2014 – 2017 Chevrolet SS
Amerika’nın en değerli otomotiv üçgenlerinden biri olan “Ford, General Motors ve Stellantis” rekabetinde, GM bünyesindeki ana akım üretici Chevrolet, bir süreliğine de olsa Avustralya üretimi Holden Commodore modelini marka mühendisliğiyle SS Sedan olarak Kuzey Amerika pazarına sunmuştu. Onuncu nesil Impala'nın tamamen önden çekişli bir platforma geçiş yapması, Chevrolet'nin arkadan itişli performans sedanı ihtiyacını doğrudan Avustralya'dan karşılamasını zorunlu kılmıştı.
General Motors'un Zeta Platformu, arkadan itişli performans araçları söz konusu olduğunda mühendislik açısından gerçek bir cevherdir. Daha önce Pontiac G8 ile Amerika yollarına çıkan, ardından Chevrolet Caprice PPV adıyla polis devriye aracı olarak görev yapan bu altyapı, en rafine haliyle Holden VF Commodore temel alınarak Chevrolet SS'e hayat verdi. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir aile sedanı gibi duran, hatta sokaktaki pek çok kişinin yeni bir Malibu zannettiği bu otomobil, otomotiv jargonunda tam anlamıyla bir gizli canavar olarak tasarlanmıştı. Chevrolet, gösterişli ve aşırı agresif hatlar kullanmak yerine, asıl gücünü kaputun altına ve şasi dinamiklerine saklamayı tercih etmişti.
Chevrolet SS'in asıl büyüsü, kalbinde taşıdığı Amerikan kasında yatıyordu. Corvette C6 ve Camaro'dan tanıdığımız 6.2 litrelik atmosferik LS3 V8 motor, bu sedana 415 beygir güç ve 563 Nm tork sağlıyordu. İlk olarak 2014 yılında sadece altı ileri otomatik şanzımanla piyasaya sürülen model, sürüş tutkunlarının yoğun taleplerine kayıtsız kalamayan GM sayesinde 2015 model yılıyla birlikte asıl potansiyeline kavuştu. Opsiyon listesine maliyetsiz bir seçenek olarak eklenen altı ileri Tremec TR6060 manuel şanzıman ve GM'in meşhur Magnetic Ride Control adaptif süspansiyon sistemi, aracı düz yolda hızlı bir Amerikan sedanı olmaktan çıkarıp virajlarda Avrupalı rakiplerine ter döktüren bir spor otomobile dönüştürdü.
Dönemin önde gelen otomobil dergilerinin testlerine göre, şanzıman türü fark etmeksizin Chevrolet SS, sıfırdan yüz kilometre hıza sadece 4.5 saniyede ulaşıyor ve çeyrek mili 13 saniye bandında tamamlıyordu. Ancak otomotiv basınını asıl şaşırtan detay düzlük performansı değil, neredeyse kusursuz ağırlık dağılımı ve mükemmel kalibre edilmiş elektrik destekli direksiyonuydu. Manyetik süspansiyonun gövde salınımını minimuma indirmesi ve Brembo frenlerin güven veren hissiyatı sayesinde araç, modern çağın E39 BMW M5'i olarak anılmaya başlandı. Doğal emişli V8 motoru, arkadan itişli mimarisi ve manuel vites seçeneğiyle bu sedan, elektrifikasyon çağından önce sürüş odaklı kullanıcılara sunulan en saf makinelerden biriydi.
Sahip olduğu harika sürüş dinamiklerine rağmen Chevrolet SS, pazarlama stratejilerindeki eksiklikler nedeniyle hiçbir zaman yüksek satış rakamlarına ulaşamadı ve Amerika pazarındaki yıllık satışları ortalama üç bin adet civarında kaldı. Aslında onun üretimini durduran şey zayıf satış rakamları değil, General Motors'un 2017 yılında Avustralya'daki Holden üretim tesislerini tamamen kapatma kararı almasıydı. 2017 model yılı bu özel sedanın veda şarkısı olsa da geleceğe umutla bakmak için hala geçerli nedenler bulunuyor. Gelecek nesil Camaro’nun tanıtılması an meselesiyken, aracın sadece sekiz silindirli ve manuel vitesli geleneksel bir formda kalmayıp, en büyük rakibi Dodge'un Charger ile izlediği stratejiye benzer bir yola girmesi kuvvetle muhtemel görünüyor. Yeni nesil Camaro'nun içten yanmalı motorlarla sunulmakla kısıtlı kalsa bile, üstü açık modelin yerini alacak dört kapılı bir fastback gövde seçeneğiyle ürün gamını genişletmesi bekleniyor. Böylece Chevrolet SS’in ruhani mirası, Avustralyalı bir türevden ziyade doğrudan Amerikan kaslarına dayanan, Camaro tabanlı yeni bir sedan veya fastback formunda yollara geri dönmeye hazırlanıyor.






Yorumlar
Yorum Gönder